ERZURUMLU OLMAK AYRICALIKTIR-SITEME HOSGELDINIZ-MADE in DADASERDEM

> Ana sayfa yap "DADASERDEM"...ASLINDA ÖLÜMDEN KORKACAK NE VAR?AZRAİL DE OLSA GELEN MELEK DEĞİL Mİ? - Blogcu

HEY SEN ERKEK İSEN TIKLARSIN KIZ ISEN TIKLAMA KORKARSIN!!!




clocksforwebFree!

Güncel Türkçe Sözlük'te söz

Güncel Türkçe Sözlük'te ayrıntılı arama için

TDK©

"DADASERDEM"...ASLINDA ÖLÜMDEN KORKACAK NE VAR?AZRAİL DE OLSA GELEN MELEK DEĞİL Mİ?


Free Hit Counter

2/4/2006 - GEL ARTIK..!

 

      Hep böyle çocuksumu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde bir uzak ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren birşey var,
kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin.
Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında.
Fırtınalardan geldim.Sende dinleniyorum... der bir şiirde.
sanırım tam olarak böyle hissediyorum.
uzun zamandır ilk defa aklıma yeni bişey gelmiyor.
duygularımı ne yazıya ne de birine dökemiyorum.
garip ve tarifsiz bir susmak var içimde.
ilk defa bu kadar yalnız bu kadar çaresiz hissediyorum.
uzun çok uzun zaman öncesinden kalan bir acı çöktü yüreğime.
tarif bile edemiyorum.
içim öyle buruk öylesine kırıkki...
günlerden bir gün seni tanıdım.
Tanıdık bir bakış,tanıdık bir sıcaklıkla geldin bana.
Gelmemen gerektiğini bile bile.
Senden çok ben biliyordum bunu.
Engel olabilirdim ama olmadım bu defa.
Aslında tam olarak içine bile bakmadığım o gözlerin kendiliğinden çekti beni kendine.
Anlamadım ama işin garibi anlamakta istemedim bu defa.
Başıma gelecekleri bile bile sana yürümeye başladım.
İlk defa enine boyuna düşünmeden,korkmadan geldim sana.
Tam olarak ne hissettiğimi düşünmeden.
Bu defada aynı şeyler olacak diye korkmadan.
Oysaki yemin etmiştim kendime.
Bir daha kimsenin kalbimi acıtmasına izin vermiycem diye.
O kadar uzaksınki aslında bana ve bir o kadar da yakın.
Seni öyle sevmemem gerekiyor ama sevmeyide öyle çok istiyorum ki..
Daha önceki hiçbir duyguya benzemiyor bu defaki.
ilk defa birini severken bir kulp takmıyorum.
Geçmişi,geleceği düşünmüyorum.
Bütün olumsuzluklara rağmen sana gelmek istiyorum.
Oysa sen öyle başka bir yerdesin ki.
Ne olmuş sana,kim bu hale getirdi seni.
Kim yaktı böylesine yüreğini?
Kim bu kadar  hayatından bıktırdı?
Neden bu kadar istiyor ve bir o kadar da korkuyorsun birini sevmekten?
Kendini açmaktan,birine güvenmekten?
Bu duvarların neden?
Yazık çok çok yazık
Oysa o kadar çocuk gözlerin varki.
Oysa o kadar  sevgi birikmiş ki içinde.
Masum yüzüne hiç yakışmayan biri gibi görünmek istemen neden?
Hayatın sadece karanlık yüzünümü gösterdiler sana?
Hiç mi kimse sevmedi seni?
Acaba ben seni sevsem yüreğini açarmısın bana.
Sana söz versem korktuğun herşey için bana güvenirmisin?
Ve aynı sözleri sende verebilirmisin?
Kendine bunu yapma lütfen.
Tanıdık bir bakış var gözlerinde ve yüreğinde.
Benden bir parça.
Kendimden bir iz var sende.
Bu kadar imkansızlaştırma herşeyi.
Bu kadar nefret etme kendinden ne olur?
Bak bende korkmuyorum artık.
Ne sevmekten ne terkedilmekten.
Gel yanımda dur.Kokunu duyur bana.
Kalbinin gizli duvarlarını benimle paylaş.
Son bir kere daha birine güvenmeyi dene.
Hayattan kendinden umudu kesme.
Burası asla bize anlatılan gibi pembe bir dünya olmadı evet.
Ama o kadarda acımasız olma.
Güzel şeylerde var burda.
Hala temiz olan bişeyler var.
Güzel ve en önemlisi saf olan bu duygular gibi...
Şimdi gel lütfen gel ve hiç gitme.
Üşüdüğünde elimi hisset elinde beraber ısınalım.
Düştüğünde elini tutuyor olucam söz.
Bana sarıldığında kendimi en emin yerde hissedicem.
Göğsüme başını koy,saçlarınla oynayayım.
Sadece huzur bul orda.
Ne sevgili olalım ne de arkadaş?
Böylesi ikimizede çok iyi gelecek.
Ama susma yeterki susma.
Gözlerini hissettigim gözlerimden alma.
Yokluğunu tattırma bana.
Gel ne olursa olsun gel.
Razıyım bu defa hazırım bu defa.
Kormuyorum sen yanımdayken.
Korkmuyorum diyorum anlıyormusun?
Benimle hiç konuşmasan,bana bakmasan bile yanımdayken korkmuyorum.
Senin kılına zarar gelecek olsa içim parçalanıyor benim.
Ben gidiyorum dedigin an bir bıçak saplandı sanki göğsüme.
Bu duygunun adı her ne ise bu defa umrumda değil.
Yeterki sen gel.Yeterki gel ve sev beni.
Ne şekilde olursa olsun seni sevmekten korkmuyorum.
Bile bile sana geliyorum.
Bilerek ateşe atıyorum kendimi.
Herşeye razıyım diyorum yeterki gel.
Ne olursun gel.Ne olur yüreğinle yüreğinde hisset beni.
Gel artık gel!...                     
                                BEYSOY ALPER... 

4 YorumYorum yaz!Bağlantı

2/4/2006 - ASK...

                        

AŞK ...
Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.
Aşk; bazen bir zaman hatasıdır.
Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara.
Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır.
Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak...
Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır.
Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır.
Aşk; bir harabenin ortasında birşey bulup da ne yapacağını bilemeyen
iki savaş çocuğu gibi kalmaktır.
Eylül'ün toparlanıp gitmesini izlemektir.
Bir bakış bile anlatmaya yeterken herşeyi
kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır.
Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını.
Aşk; vazgeçmektir gözlerinden.
Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır.
Aşk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir.
Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir.
Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır.


İclâl Aydın

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

1/4/2006 - MELEK ile BALIK...

   Vaktiyle bir mü'minle kâfir beraberce balık avına çıkarlar. Deniz kenarında avlanmaya dalarak akşama kadar olta sallarlar.
   Kafir oltasında her denize salladığında taptığı putun adını anar. Mü'minde her olta atışında ALLAH'ın adını dilinden düşürmez. Fakat akşama kadar süren avcılık sonunda kâfir torbasını balıkla doldurmasına karşılık mü'min hiç bir şey tutamamıştır. Güneş battığı sıralarda bir balık tuttu isede onu da neşe içinde elinden kaçırıverdi. Böylece kâfir eli dolu olarak mü'min de eli boş olarak üzüntü içinde evlerine dönerler.
   Bunun üzerine koruyucu Melek mü'min avcı hesabına üzüntüye düşer. Göğe çıktığında ALLAH (c.c.) kendisine mü'minin Cenneteki yerini, kâfirinde Cehennemdeki yerini gösterir.
   Bu durumu gören Melek şöyle der: "ALLAH'a and olsun ki, Cenneti kazandıktan sonra mü'minin dünyada uğradığı zararların hiç bir değeri yok. Cehennemlik olan kâfirin de dünya da eriştiği zenginliklerin bir değeri yok. O yüzden mü'min öbür dünyada çektiği çile ve sıkıntılar hiç kalır. Buna karşılık kâfirin de bu dünyada eriştiği nimet ve zenginlikler öbür dünyada uğrayacağı çetin azabı bir nebzecik olsun hafifletmez."

    Yüce ALLAH (c.c.) cümlemizi cennetlik olan kullarından eylesin, âmin... 
                                  

                                                                             "ALINTIDIR"

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

1/4/2006 - PALANDOKEN YUCE DAĞ...


   Bir varmış, bir yokmuş. Varları az, yokları çok olan Erzurum ilinde yüce, görenin âşık olduğu ve üzerine türküler yakılan bir Palandöken Dağı varmış.

Bu öyle bir dağmış ki! Gelen giden her insan; Siyasetçisi, bürokratı ile ilgili, ilgisiz her insan bu dağdan bahsedermiş. Bu dağın potansiyelinden, bu dağ sayesinde yapılacak olan turizm ile Erzurum’un bütün dertlerinin biteceğinden konuşulurmuş. Bu konuşmalar şehirde öylesine bir etki bırakır hale gelmiş ki Erzurumlular bunlara inanır olmuş.

Öyle ki siyasete atılmadan önce dağın Erzurum’u kurtarmayacağını, Erzurum’un kurtuluşunun çok daha başka şeylerde olduğunu bilenler, söyleyenler bile üst makamlara geldiklerinde bu söylediklerini söylemez olmuşlar. Belki onlarda haklıymışlar, halk bu söylemlerden müthiş haz alıyormuş ve halkı bu şekilde kandırmak daha kolaymış.

Erzurumlular sonuçta bizi kurtarırsa bu dağ kurtarır masalına inanmışlar. Bu durum siyasetçilerin de işine gelmiş, çünkü artık her şey dağdan beklenince onlara yapacak iş kalmamış. Hatta birileri dağın reklâmını yapanları da şahsi meseleleri sebebi ile küstürene kadar da bu masal pek etkili olmuş.

Masal bu ya turistler gelecek, Erzurum’a kar gibi para yağacak ve hatta olimpiyatlar bile Erzurum’da yapılacakmış. Erzurum’da her insan yattığı yerden para kazanacakmış. Kara kışlar, beyaz kış olacakmış artık. Erzurumlular şehrin görüntüsünü, yapısını unutup olimpiyatların sadece dağın pistleri iyi olunca verileceğine sorgulamadan inanmışlar.

Halkın çok büyük çoğunluğunu yolunu bile bilmediği, orada neler olur görmediği bu dağa uzaktan bakıp, hayaller kurar olmuş. Çünkü serde az çalışıp çok kazanma arzusu varmış. Anlayacağınız karşılıklı tembellik varmış.

Bir otel, bir otel daha yapılmış ama Erzurum ilinde ne ekonomi düzelmiş, ne de şehre para harcayan turistler gelmiş. Gelen misafirler şehirden kaçırılır gibi, havaalanından Palandöken’e, Palandöken’den havaalanına götürülüyorlarmış.

Belediyeler geceleri dağdan bakanlar daha güzel bir manzara görsünler ve dağa çıkıp inerken yollarını kaybetmesinler diye, dağa çıkan yolları afili lambalarla aydınlatmışlar. Hem de kendi vatandaşları karanlık, çamur içindeki sokaklarda su dolu hendekler arasında dolaşırken bunu yapmışlar.

Hâlbuki gözden kaçan bir şey varmış, Türkiye zaten dağlık bir ülkeymiş ve hemen her ilde kayak yapılabiliyormuş ve en az 20 tane daha kayak merkezi varmış. Tabi ki dünyanın en dik ve un uzun pistleri Palandöken Dağındaymış ama dünyanın en iyi yöneticileri Erzurum’da olmayınca bu pistler de bir işe yaramaz olmuş. Çünkü diğer iller bu konuda çeşitli etkinlikler düzenlerken, Palandöken sahipsizliği yaşıyormuş.

Gün gelmiş, zaman geçmiş bilinmez bir sebeple Palandöken’de yapılan kar festivalleri yapılmaz olmuş. Belediyeler ve siyasetçiler ileriyi göremedikleri için işler tersine dönmüş.

Erzurumlular bile başka bir yere kayak yapmaya gider olmuşlar. Bu başka yer Sarıkamış’mış. Önceleri Palandöken’de yapılan ve gelenekselleştirilmesi düşünülen festivaller artık oralarda yapılır olmuş. Zamanında Doğu'nun cazibe merkezi olmak isteyen Erzurum, Palandöken kar festivalini Kars'a kaptırarak büyük bir darbe yemiş. Belediyeler de döşedikleri afili lambalara bakıp biz nerede hata yaptık bile diyememişler.

Çünkü Erzurum’un kurtuluşunun sadece bir ayağı olan dağ kendine yüklenen bu sorumluluğu kaldıramamış. Dağ bile isyan etmiş bu haksızlığa, ama sorumluluğu alıp, hiçbir şey başaramayanlar, gayret göstermeyenler bunu önemsememiş bile.

Bu yazıyı okuyunca da dost acı söyler, belki de hata bizdedir demeden kim bilir akıllarından neler geçmiş neler. Çünkü yöneticiler, siyasetçiler yaptıkları hatalardan ders almak yerine, hatalarını söyleyen insanları suçlamayı tercih etmişler.

Sonuçta her görenin âşık olduğu büyük bir potansiyeli olan dağın tek başına bir şehrin kaderini değiştiremeyeceğinin yanı sıra, sadece konuşmakla, ileriyi görememekle ve beceriksizlikle ne hale getirilebileceği de ortaya çıkmış.

Yukarıda anlatılan hikâye Palandöken Gazetesinde Levent AKPINAR’ın yaptığı aşağıdaki haberden esinlenerek yazılmıştır.

Son yıllarda Kars'ta yaptığı çalışmalarla dikkatleri üzerine çeken ve şehrini kültür, turizm ve sanat merkezi haline getirmekte kararlı adımlar atan Kars Belediye Başkanı festival düzenleyerek Erzurum'un bölge merkezi unvanını elinden almaya yönelik ciddi bir adım daha atmış oldu. Başkan Naifbeyoğlu, "Sarıkamış Kayak Merkezi Doğu'nun cazibe merkezi olacak" dedi.

Erzurum'un yöneticileri, yaptıkları köprülü kavşaklarla gurur duyup, şehrin dört bir yanını fotoğraflarla süslerken, Kars'ın yöneticileri de şehrini daha ileriye götürebilmek için daha ciddi adımlar atıyor. Belediye Başkanı Ali Naifbeyoğlu'nun önderliğinde ki Kars, her geçen gün Erzurum ile arasındaki farkı kapatmaya başladı.

PROF.DR.A.BERHAN YILMAZ 
 

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

1/4/2006 - CANAKKALE EFSANELERİ...

,

        Faruk Demir anlatıyor:
''Makam arabamın arka koltuğunda bir göreve gidiyorum. Yol uzayınca, elimdeki gazetenin hatıralar bölümünü okumaya başlıyorum. Okuduğum yazının bana ilham ettiği birkaç cümle dökülüyor ağzımdan:

'''Yahu bu millet gerçekten çok büyük bir millet...'
''Şöförüm Ünver'le göz göze geliyoruz dikiz aynasından...
Onun bakışları sorduğu için hemen ekliyorum:

''' Okuduğum hatıra beni çok duygulandırdı. Manevi gücü hafif görmemek lazım.'
''Okuduğum hatırayı kısaca özetletledim. Nerden bilebilirdim ki, buna benzer bir hatırayı da şöförümün bizzat yaşadığını?..
'''Efendim, o dediğiniz benzer bir hadiseyi ben Çanakkale'de yaşadım.'
'''Çanakkale Savaşlarında mı? Yahu senin yaşın ne ki Çanakkale'den hatıran olsun?'
''Hayır efendim... Çanakkale Savaşlarıyla ilgili, ama o tarihten değil ... Çok sonralara ait...'
''Bu defa beni bir merak alıp sardı. Başımı öne doğru uzatıp emir verir gibi rica ettim:
'''Anlat bakalım, bizzat yaşadığın o hatırayı! Nezmiş biz de bilelim...2
''Şöförüm Ünver sunları anlattı:


'''Ben askerdeyken oldu. Bir deniz astsubayı ile birlikte jeep içerisinde Çanakkele'nin Kirtepe Köyüne gidecektik. Bir akşamüstü karargahtan çıktık. Kirteppe Köyü yakınlarında yolda giderken, jeepin farları karşıma acayip bir müfreze çıkardı. Nasıl heyecanlandım, nasıol frene bastım, bende bilmiyorum.


" ' Jeep zınk diye durunca, astsubayım neredeyse camdan fırlayacaktı. Döndü, bana biraz da sertçe sordu:

" 'Ne var, neden durdun?
" 'Elim ayağım tir tir titriyordu. Dedim ki:
" ' Komutanım, siz görmüyormusunuz? Önümüzde tüfekli, teçhizatlı bir manga asker, yolu bölmüş gidiyor. Bakınız, hemen ilerde...

" 'Bu askerlerin kıyafetleri şimdiki gibi değildi. Ben kim olduklarını, ne oldklarını anlamadığım için aptallaşmışken, astsubayım gözlerini ovuşturup yerinden kalktı, oturdu ve mırıldandı:
" 'Çanakkale Harbindeki askerlerin kıyafetleri bu... Başlarında fes var; hepri poturlu...

" ' Siz de gördünüzmü komutanım?
" ' Görmez miyim? Nizami adımla karşıya geçiyorlar. Biz rüya görmüyoruz, değil mi?

" ' Hayır komutanım! Görevdeyiz; Kirtepe Köyüne gidiyoruz.
" ' Ama ben hayal gördüğümü sanıyorum. Sen de görüyor musun?

" ' Görüyorum komutanım, görüyorum. Nedir bu böyle?..
" ' Hiçbir şey söylemeden müfreze geçene kadar bekledik. Yolun karşısına geçip ağaçlık arazide bir sis bulutu gibi kayboldular.

" ' İkimiz de donduk kaldık. Jeepi hareket ettirip ilerlemeye başladık, ama ikimizin de benzi kül gibi... Kirtepe Köyüne vardığımızda, bizim şoke olmuş halimizi gören kahveden yaşlı bir amca, yarı muzip gülerek halimizi hatırımızı sordu:

" ' Ne o komutanım, nöbet mangasına mı rastgeldiniz yoksa?
" ' Şeyyy, evet... Nedir bu, anlatır mısınız? Siz de mi gördünüz yoksa?

" ' İhtiyar adam, ah komutanım, ah, diye başladı söze ve şöyle devam etti: Bu manga, Çanakkale Savaşında nöbet tutan mangadır. Fransızlar bu bir manga askeri şehit etmişler o zaman... Ama bu şehit manganın askerleri, ne hikmettir bilinmez, her akşam güneş battıktan sonra görevini yerine getirmek için gidiyormuş gibi uzaklardan gelirler, yolu karşıdan karşıya geçerler, ormanın içine yürüyüp kaybolurlar... Nöbet mangası onlar ' "

Faruk Demir Bey, bu hatıranın sonunu şöyle bağlıyor:

"Şöförüm Ünver, bu askerlik hatırasını anlatırken, o nöbet mangası gözlerimin önünde canlandı. Gönlüm yoğunlaşarak gözlerimden damla olup aktı, yanağımdan göğsüme doğru...

"Bu millet gerçektenyücedir, çok yücedir; çoook..."


Arkadaşlar bu yazdığım Vehbi Vakkasoğlunun kitabından alıntıdır... Kitabın adı: BİR DESTANDIR ÇANAKKALE.

5 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

kımlıgım

"GÜVERCİN KARGALARLA ARKADASLIK YAPARSA TUYLERİ BEYAZ KALIR,FAKAT KALBİ KARARIR"

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

luckyxus
hayris
figenkaplan84
lrem
gulten
mutfakmelegi
yildizcaa

HaberTürk